Kapat

Çetmibaşı Köyünde Çocuk Olmak


Çetmibaşı Köyünde Çocuk Olmak

Köyden olmayan her ziyaretçi İstanbulludur bizim için. Seneler evvel İstanbullu bir misafirimiz köyümüze gelir (aslen Ankara'lı tabii). Köyü gezer,izler biraz kendisini bulmak ister yemyeşil bu yörük köyünde. Köyün içinde gezerken küçük çocuğu da yanındadır. Çocuğunun elinde oyuncak bir araba vardır o esnada. Misafirimiz köyün sokaklarında dolaşırken çocuklara denk gelir. Çocuklar hemen toplaşır karşılıklı kısa bir tanışma evresi yaşanır. Bu sırada köydeki çocuklardan birisi, misafir gelen çocuğun elindeki arabayı görür ve şunu der:" Araban çok güzelmiş, kim verdi sana bunu?" Bakın kim aldı değil, "kim verdi" dir sorunun çıkış şekli. Çünkü her şeyin alınıp satıldığı, parasal bir karşılığı olduğu yer değildir buradaki hayat. O yüzden çocukların zihnine yerleşen de alma-verme şeklidir. Siz bir şeker uzatırsınız onlar tertemiz gülücüklerini verir size. Mahsuplaşma hep para  ile olan şey değildir zira. Bir tatlı söz, bir gülücük, bir içten sarılma, göz göze gelme insanın kederini sağaltır, sadra şifa olur. Adı konmamış bir işleyiştir bu, Çetmibaşı Köyünde.

Hasbelkader yolunuz buraya düşerse, köy kahvesine girin ve selam verin. Kaç tane içtiğinizin önemi olmaksızın çaya para ödemezsiniz. Çünkü siz misafirsinizdir ve misafirden para almak 'ayıptır.'  

Şayet yolunuz bir akşamüstü düştüyse buraya köşe başlarında toplanmış kadınlar görürsünüz. Dedikodu yapılan meclisler olarak görmeyin o toplantıları. İnsanlar bir araya gelir ve yüklerini sağaltır. Hayatın zorlukları, gündelik gaileler, insanı yoran her şey konuşulur. Konuşan kişi içini döker, dinleyen biraz kendini görür anlatılanlarda. Halkın meclisleridir buralar aslında.Köyde hayır mı yapılacak, Zeytine mi gidilecek, birisinin gelinlik kızı mı nişanlanıyor, hepsi buralarda konuşulur ve imece usulü omuz verilir.

Sokaklarında yürürken bir çocuğun ya da kadının sesi dikkatinizi çekebilir:

- A Hatice yenge, bize gelsene çay içeeem.

Ya da bir çocuğun şöyle haklı bir talebine denk gelebilirsiniz:

- Anneee A anne benim gaaanım tok, ekmek yimeecam (karnım yok yemek istemiyorum). Acık taa oynap gelceeem (biraz daha oyundan sonra geleceğim)

Mekanların insanlar üstünde tesiri olduğundan mıdır nedir, insani ilişkiler de daha samimi ve içtendir. Lakin bir kötü durum var ki yeni gelen neslin köyde değil kasabada yaşamayı istemesidir. Kız istemeye mi gittiniz, kızın ailesi genellikle Küçükkuyu'dan yani kasabadan ev ister. Odun kır derdi yok, kül dök zahmeti yok,bahçe hayvan bakımı gailelerinden uzak, daha konforlu bir apartman dairesi süslüyor artık hayalleri. Kısa vadede hoş bir durum gibi gözükse de "Konfor ruhun bataklığıdır." minvalinde, orta ve uzun vadede bir çürümenin işaretidir bu tercih. Hangi kalorifer peteği, sobanın üstünde kaynayan sudan yapılmış çayın tadını verebilir ? Hangi manavdan aldığınız meyve & sebze bahçeden direkt dalından aldığınız bir meyvenin yerini tutabilir. Mümkün mü ? Elbette değil.

Yazılı kaynaklarda fazla bilgi yoktur Çetmibaşı köyüne dair. Köklerin nereye kadar uzandığı bilgisi o yüzden pek yoktur. İlginç olan bir de şu vardır; Köyün etrafında "dede"ler vardır. Dede dediğimiz bir nevi türbe aslında. Ancak ilginç olan bu türbede yatan kimdir, kimlerdendir, neden bu kişiye özel bir anlam yüklenmiştir bilen yok. Hatta işin komik yanı, bu mezarda yatan biri var mı o da muamma. Her sene hayır yapılır, kazan kazan yemekler pişirilir ve tüm sakinlere ikram edilir. Keşkek, nohut, fasulye, pilav, hoşaf... Hayra gelen karnını doyurur dedeye dua eder, yıkıntı duvara bir mum dikip yakarken içinden bir dilek tutar. Bu adetin kökeni araştırdığımda "Dede" kavramı yani türbe özel bir anlam taşıdığına şahit oldum. Kökenin şaman inancına kadar gittiğini öğrendim. İnsanlar bunu inanç anlamında yapmasa da bu gelenek dededen toruna hep aktarılagelmiş. İnsanlar bir inancın etrafında kenetlenerek birbirine daha yakın durmuşlar hep, aradaki bağları canlı tutmuşlar.Kahve bahane sohbet şahane minvalinde.

Yörük-yörü-yürü-yürümek. Yörük kelimesinin kökeni sürekli hareket halinde olan insanlar anlamına geldiği rivayet edilir. Yani bir yere bağlı kalmayan,hareket halindeki insan topluluğu. Çetmibaşı köyü yörüktür. Yerleşik hayata geçen bu topluluk, göçebe ruhunu bir yerde hep canlı tutmuş. Birisine sormuşlar:

- Yörük evine geldiğini nasıl anlarsın ? Cevaben demiş ki:
-  Duvara bakarım, duvarında bir çivi çakılı, ve o çiviye asılı bir tava varsa tamam derim burası bir yörük evidir.

Evet :) bu ilginç gelen söylemi seneler evvel duyduğumda " Ben bunu nasıl fark etmedim ki" dedim. Gerçekten böyle bir şey var. Avluda kızartma yapılan, yemek pişirilen tencere tava genelde bir duvara çakılmış çiviye tutturulmuştur. Bu adet, öyle sanıyorum ki insanların bir yere güçlü bir bağ kurmamasından, durmama isteğinden kaynaklı. Kalıcı gibi düşünme, işini pratikte hallet der gibi.

Böyle bir yer Çetmibaşı köyü. Ülkemizin her yeri ayrı güzellikte. Bu köy de o güzelliklerden birisi. Bu konuyla ilgili kişisel blog sayfamdaki altta linkini bıraktığım yazıyı da okuyabilirsiniz. Güzelliklerimizi fark ettiğimiz bir ömrümüz olsun. Zira ömür kısa, keder kadar güzellikler de çok. Yeter ki onları görmek isteyelim. 

https://ersinyaziyor.wordpress.com/2020/01/22/otebada-dede-hayiri/ 

Sevgiyle :)




Zeytin Bakkal | Soğuk Sıkım Natürel Sızma Zeytinyağı, Siyah Zeytin, Yeşil Zeytin,Zeytinyağı Sabunu © 2020 | Bu site RGS Yazılım® E-ticaret sistemi ile hazırlanmıştır